İnsan yaş aldıkça neden kendini çoğaltıyor, hiç düşündünüz mü?

Eskiden hayatımıza daha çok insan sığdırmaya çalışırken, zaman geçtikçe kendi içimize daha çok şey sığdırmayı öğreniyoruz. Bir kahvenin sessizliğini, güzel bir şarkının bıraktığı duyguyu, yıllar önce okuduğumuz bir cümlenin bugün bambaşka bir anlam kazanmasını…

Galiba yaş almak, insanın kendine yabancı olmaktan yavaş yavaş vazgeçmesi. Neye güldüğümüzü, neye kızdığımızı ve artık neyi istemediğimizi daha iyi biliyoruz. Eskiden başkalarının ne düşüneceğini uzun uzun hesaplarken, zamanla herkesin düşüncesinin bizim sorumluluğumuz olmadığını anlıyoruz.

Yine de yaş alsak da vazgeçemediğimiz bir şey var: Çocuklarımız.

Onların hayatını merak etmek, iyi olup olmadıklarını düşünmek, yanlarında olmak, sevinçlerine ortak olmak; canları sıkıldığında bunu içimizde hissetmek… Çocuklarımız büyüse bile onlara duyduğumuz ilgi, sevgi ve koruma isteği pek değişmiyor. Sanki içimizde hep aynı yerde, aynı sıcaklıkla duruyor.

Belki de yaşlanmamıza tam olarak izin vermeyen şey bu. Çünkü çocuklarımızın yanında hâlâ genç tarafımız uyanıyor. Onlarla gülerken yaşımızı unutuyor, hayatlarına yetişmeye çalışırken kendi hayatımızın da hâlâ sürdüğünü hissediyoruz.

Öte yandan, hayatımızdan insanlar da geçip gidiyor. Kimi kendi isteğiyle uzaklaşıyor, kimi şartlar yüzünden hayatımızdan çıkıyor, kimi de zamanla eskisi kadar yer kaplamamaya başlıyor. İlk başlarda bazı gidişleri anlamlandırmak kolay olmuyor; yaşadığımız duygunun içinde bir süre kalıyoruz. Fakat zaman geçtikçe bakışımız değişiyor. Gidenin ardından yalnızca ne kaybettiğimizi değil, o ilişkinin bize ne kattığını, bizden ne götürdüğünü ve bizi nasıl dönüştürdüğünü düşünmeye başlıyoruz.

Belki büyümek biraz da her gidişi yalnızca bir kayıp olarak değil, hayatımızın bizi şekillendiren bir parçası olarak görebilmektir.

Bu yüzden yaş almak eksilmek değil, kendine eklenmektir. Biraz daha sabır, biraz daha cesaret, biraz daha kahkaha… Bir de artık her şeyi eskisi kadar ciddiye almama özgürlüğü.

Belki en güzeli de şu: İnsan yaş aldıkça başkalarının hayatında nasıl göründüğünden çok, kendi hayatında nasıl hissettiğine önem vermeye başlıyor. Böylece geriye kalan zamanı daha bilinçli, daha sahici ve biraz daha kendimizden yana kullanmayı öğreniyoruz.

Daha çok gülelim, daha çok merak edelim, sevdiğimiz insanlara daha fazla vakit ayıralım. Çünkü hayatın en güzel tarafı, kaç yaşında olduğumuzdan çok, hâlâ neye heyecanlandığımız.