30 yılı aşan lineer kullanımı ve yüksek güçlü RF maruziyeti, amatör telsizciler için hala yeterince araştırılmamış bir soru işareti.
Son 10 yıl içinde amatör telsiz camiasından yakından tanıdığım en az 6 arkadaşımı kaybettim. Ortak noktalarından biri, yıllarca, hatta bazılarının 30 yılı aşkın süre yüksek güçlü telsiz sistemleri ve lineer amplifikatörler kullanmış olmasıydı. Elbette “Bu insanları RF öldürdü” diyemeyiz. Böyle bir iddiayı ortaya koyacak bilimsel verimiz yok. Fakat yıllardır bu işin içinde olan biri olarak artık şu soruyu sormadan da edemiyorum: Onlarca yıl yüksek güçlü RF ortamında çalışan amatör telsizcilerin sağlığını gerçekten yeterince araştırıyor muyuz?
Amatör telsizcilik benim için sadece bir cihazın başına oturup mikrofonu eline almak değildir.
Yıllar içinde kurulan dostluklardır. Gecenin bir yarısı dünyanın öbür ucundan gelen bir çağrıyı duymaktır. Anten ayarlamaktır, cihaz toplamaktır, arıza çözmektir. Bazen afet zamanında insanlara ulaşabilmenin huzurudur.
Kısacası bizim dünyamızdır.
Ancak son yıllarda birbiri ardına kaybettiğimiz arkadaşlarımız bende başka bir düşünce oluşturmaya başladı.
Çünkü kaybettiğim isimlere dönüp baktığımda birçoğunun onlarca yıldır yüksek güçlü lineer sistemler kullandığını görüyorum.
Tesadüf mü?
Olabilir.
Yaş, genetik, sigara, meslek, yaşam tarzı, kalp-damar hastalıkları ve daha onlarca faktör var.
Ama bilim zaten tam olarak burada devreye girmeli.
1 kilowatt dediğimiz şey küçük bir güç değil
Amatör telsizcilerin yakından tanıdığı Icom IC-PW1'i düşünelim.
Bu cihaz 1,8 ile 50 MHz arasında yaklaşık 1 kilowatt RF çıkışı verebiliyor. CW ve RTTY gibi yüksek görev çevrimine sahip modlarda da ciddi güçlerle çalışabiliyor.
Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var.
İnsanların zaman zaman düşündüğünün aksine esas mesele lineerin metal kasasının yanında oturmak değildir. RF enerjisinin asıl yayıldığı yer antendir.
Ama sistem düzgün kurulmamışsa tablo değişebilir.
Koaksiyel üzerindeki common-mode akımları, hatalı balun veya choke uygulamaları, kötü anten yerleşimi, yüksek SWR ve antenin yaşam alanına yakınlığı RF'nin istasyonun içine kadar taşınmasına neden olabilir.
Yani:
“Lineer masada, anten dışarıda, bana hiçbir şey olmaz.”
demek her istasyon için doğru değildir.
Bilimin kesin olarak bildiği bir şey var
RF'nin belirli seviyelerin üzerine çıktığında biyolojik dokularda ısınmaya neden olduğu kanıtlanmış durumda.
Bugün dünyada RF maruziyet limitlerinin oluşturulmasının temel nedenlerinden biri zaten bu.
Yüksek seviyeli RF alanları lokal ısınmaya ve RF yanıklarına yol açabiliyor. Dolayısıyla “RF'nin insan vücudunda hiçbir fiziksel etkisi yoktur” diye bir şey söylemek mümkün değil.
Ancak bizim asıl merak ettiğimiz konu başka.
Bir insan 30 veya 40 yıl boyunca tekrar tekrar RF'ye maruz kalırsa ne olur?
Üstelik bu kişi 500 watt, 1 kilowatt veya daha yüksek güçler kullanıyorsa?
Bilimin hâlâ kesin cevap veremediği bölüm burası.
67 bin amatör telsizci üzerinde yapılan çalışma
Bu konuda beni özellikle düşündüren eski ama önemli bir çalışma var.
1988 yılında American Journal of Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmada ABD'deki 67.829 amatör telsiz operatörü incelendi.
1979 ile 1984 yılları arasında toplam 2.485 ölüm değerlendirildi.
Sonuçların bir kısmı aslında rahatlatıcıydı.
Amatör telsizcilerde genel ölüm oranı toplumdan yüksek değildi.
Fakat bazı kanser türlerinde dikkat çekici sonuçlar vardı.
Multiple miyelom ve non-Hodgkin lenfomanın da bulunduğu bazı lenfatik doku kanserlerinde ve akut miyeloid lösemide beklenenden yüksek oranlar rapor edildi.
Fakat bu araştırmanın çok büyük bir eksikliği bulunuyordu:
Kim kaç watt kullanıyordu?
Kimde lineer vardı?
Anteni operatörden kaç metre uzaktaydı?
Günde kaç saat yayın yapıyordu?
Gerçek RF maruziyeti ne kadardı?
Bunların hiçbiri ölçülmemişti.
Dolayısıyla bu araştırmaya bakarak “amatör telsiz RF'si kanser yapıyor” diyemeyiz.
Ama 67 bin amatör telsizcinin incelendiği bir çalışmada bazı hematolojik kanserlerde artış görülmesini de tamamen yok sayamayız.
Hayvan deneyleri neden tartışma yarattı?
Yıllar sonra ABD Ulusal Toksikoloji Programı çok kapsamlı RF deneyleri yaptı.
900 MHz RF'ye maruz bırakılan erkek sıçanlarda kalpte görülen malign schwannomalar açısından kurumun kendi sınıflandırmasıyla “clear evidence”, yani açık kanıt düzeyinde kanserojen aktivite bildirildi.
Beyindeki malign gliomalar konusunda da dikkat çekici sonuçlar ortaya çıktı.
İtalya'daki Ramazzini Enstitüsü'nün araştırmalarında da benzer yönde bazı bulgular rapor edildi.
Fakat burada frene basmak gerekiyor.
Bu çalışmaların önemli bölümü 900 MHz ve 1,8 GHz gibi frekanslarda gerçekleştirildi.
Bizim HF amatör telsiz dünyamız ise çok daha farklı frekansları kullanıyor.
Örneğin IC-PW1 yaklaşık 1,8–50 MHz aralığında çalışıyor.
Dolayısıyla:
“Sıçanda 900 MHz ile tümör görüldü, demek ki 1 kW HF lineer de insanda aynı şeyi yapar.”
demek doğru değildir.
Frekans değiştikçe elektromanyetik alanın insan vücuduyla etkileşimi de değişir.
Asıl dikkatimi çeken yeni araştırmalar
2025 yılında Environment International dergisinde deney hayvanları üzerinde yapılmış RF çalışmalarını birlikte değerlendiren kapsamlı bir sistematik inceleme yayımlandı.
2026'da yapılan güncel değerlendirmede özellikle iki bulgu öne çıktı.
Erkek sıçanlarda bazı glial hücre kökenli beyin tümörleri ile kalpteki malign schwannomalar konusunda kanıt kesinliği yüksek olarak değerlendirildi.
Ancak burada da bilim dünyası tamamen aynı görüşte değil.
Aynı verileri yeniden değerlendiren başka araştırmacılar kullanılan yöntemi eleştirdi ve kanıt seviyesinin daha düşük olması gerektiğini savundu.
Yani bilim dünyasında tartışma hâlâ devam ediyor.
Bu aslında önemli.
Çünkü bazen toplumda iki uç görüş görüyoruz.
Bir taraf:
“RF kesinlikle öldürüyor.”
diyor.
Diğer taraf:
“RF'nin hiçbir zararı olamaz.”
diyor.
Bilimsel gerçek şu anda ikisinin arasında bir yerde.
IARC neden konuyu yeniden değerlendirmek istiyor?
Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı IARC, RF elektromanyetik alanlarını 2011 yılında Grup 2B, yani insanlar için olası kanserojen olarak sınıflandırdı.
Bu, “RF kanser yapıyor” demek değildir.
Kanıtların kesin olmadığı ancak araştırmayı gerektirecek kadar bulgu bulunduğu anlamına gelir.
Daha da önemlisi, IARC RF elektromanyetik alanlarını yeniden değerlendirilmesi gereken yüksek öncelikli konular arasında tutuyor.
Bu da bize bir şey söylüyor:
Bilimsel dosya kapanmış değil.
İnsan çalışmalarında ise tablo farklı
İşin diğer tarafını da dürüstçe söylemek zorundayız.
Son yıllarda yapılan büyük insan çalışmalarında cep telefonu kullanımıyla glioma, meningioma ve akustik nöroma gibi beyin tümörleri arasında belirgin ve tutarlı bir risk artışı gösterilemedi.
Mesleki RF maruziyetleri açısından da güçlü ve kesin bir kanser ilişkisi ortaya konmuş değil.
Dolayısıyla bugün elimizdeki bilimsel sonuç şudur:
Yüksek güçlü RF'nin insanlarda uzun vadede kanser veya erken ölüme yol açtığı kanıtlanmış değildir.
Ama cümlenin ikinci kısmını da unutmamak gerekir:
Özellikle uzun dönemli ve yüksek güçlü maruziyet konusunda cevaplanmamış sorular hâlâ vardır.
Peki bizim kaybettiğimiz arkadaşlarımız?
Son 10 yıl içerisinde en az altı telsizci arkadaşımızı kaybettik.
Bu kişilerin ortak özelliklerinden biri, bazıları 30 yılı aşkın süre olmak üzere, uzun yıllar yüksek güçlü lineer sistemlerle çalışmış olmalarıydı.
Bunun bilimsel adı “gözlem”dir.
Kanıt değildir.
Ölüm nedenlerini, yaşlarını, hastalıklarını, kullandıkları güçleri, antenlerinin konumunu ve gerçek RF maruziyetlerini bilmeden:
“Bu arkadaşlarımızı RF öldürdü.”
diyemeyiz.
Ben de demiyorum.
Ama başka bir şeyi söylüyorum:
Bu kadar uzun süre yüksek güçlü RF ile çalışan bir topluluğun sağlık durumunun ciddi biçimde araştırılmasını istemek son derece makul bir taleptir.
Belki araştırma yapılır ve hiçbir bağlantı bulunmaz.
Bundan memnun oluruz.
Belki de bazı kullanım koşullarında risk olduğu ortaya çıkar.
O zaman da önlemimizi alırız.
RF'den korkmayalım ama küçümsemeyelim
Ben kimseye “lineer kullanmayın” demiyorum.
Kendim de amatör telsizciyim.
Ama yıllardır SWR'yi, anten rezonansını, çıkış gücünü, cihaz sıcaklığını ne kadar önemsiyorsak bundan sonra RF güvenliğini de aynı derecede önemsememiz gerektiğini düşünüyorum.
1 kW kullanıyorsak antenimizin nerede olduğunu bilmeliyiz.
Common-mode akımlarını kontrol etmeliyiz.
Balun ve choke sistemlerini doğru kurmalıyız.
Gereksiz yere maksimum güç kullanmamalıyız.
Ve mümkünse yalnızca hesap yapmakla yetinmeyip istasyon çevresindeki gerçek elektromanyetik alan seviyelerini de ölçmeliyiz.
Çünkü bugün bilim bize:
“Kesinlikle RF öldürüyor.”
demiyor.
Ama:
“Nasıl olsa hiçbir şey olmaz.”
deme lüksünü de vermiyor.
Kaybettiğimiz arkadaşlarımızı saygıyla anarken benim sormak istediğim soru sadece bu:
On yıllarca yüksek güçlü RF ile çalışan amatör telsizcilerin sağlığını neden daha kapsamlı araştırmıyoruz?
Cevap ne çıkarsa çıksın öğrenmek hepimizin yararına.
Çünkü telsizcilikte olduğu gibi sağlıkta da en güvenilir yöntem aynıdır:
Bilgi, ölçüm ve tedbir.
Abdülkadir ŞEKER – TA2PS 73...