Bir devletin kılıçtan önce ahlakla kurulduğunu gösteren lider Ertuğrul Gazi… Türbesinde hissedilen tarih ve bugün hâlâ yaşayan mirası.
Ertuğrul Gazi’nin Huzurunda: Nereden Geldiğimizi Hatırlamak
Hafta sonu…
Kocaeli’den yola çıktık. Yanımda eşim, oğullarım Alparslan ve Pars. Uzun bir yol değildi belki ama anlamı ağırdı. Gideceğimiz yer bir türbe değildi sadece; bir başlangıcın, bir yürüyüşün, bir milletin ilk adımlarının atıldığı yerdi.

Ertuğrul Gazi Türbesi’ne yaklaştıkça ortam değişiyor. İnsan daha kapıdan girmeden hissediyor. Sessizlik başka, hava başka. Kapısında saygı nöbeti tutan askerler karşılıyor sizi. Bir ziyaret değil bu; adım attığınız anda ister istemez sesinizi kısıyor, kalbinizi dinliyorsunuz.
Türbe, Bilecik’te, Söğüt’te…
Osmanlı’nın doğduğu topraklarda.
İçeri girdiğimizde zaman sanki yavaşladı. Yeşil örtüler, ince işlemeler, bayraklar… Türbenin içinde yalnızca bir mezar yok; Türk yurtlarının farklı bölgelerinden getirilen topraklar ve bayraklar var. Kur’an sesi hiç eksik olmuyor. Sürekli okunuyor. İnsan orada sadece dua etmiyor, düşünmeye başlıyor.
O an oğullarıma baktım.
Alparslan ve Pars
İsimleri bile bu toprakların hafızasından süzülüp gelmişken, burada olmalarının bir anlamı vardı.

Ertuğrul Gazi Kimdir?
Bugün adını sıkça duyuyoruz ama Ertuğrul Gazi’yi gerçekten tanıyor muyuz?
Ertuğrul Gazi, Oğuzların Kayı Boyu’nun lideridir. Anadolu’nun en zor zamanlarında obasını ayakta tutmuş, bir devleti kurmamış ama kurulmasını mümkün kılan zemini hazırlamış bir liderdir.
Yerleşik hayata geçtiğinde Söğüt’e yerleşmiş, hayatını burada sürdürmüş ve vefat ettiğinde de buraya defnedilmiştir. Türbe ilk olarak açık mezar şeklinde yapılmış, daha sonra Çelebi Mehmet döneminde türbeye dönüştürülmüştür. Bugünkü halini ise Abdülhamit Han zamanında yapılan düzenlemelerle almıştır. Çevresindeki çeşmeler de yine o dönemin izlerini taşır.
Ertuğrul Gazi büyük fetihler yapmadı.
Ama büyük bir anlayış bıraktı.
Adalet, sadakat ve ahlak…
Onun mirası budur.
Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad’a bağlılığını bildirmiş, bu bağlılığın karşılığında Söğüt ve Domaniç yurt olarak verilmiştir. Osmanlı’nın doğacağı topraklar bir savaş ganimeti değil; güven ve sadakatin karşılığıdır.
Türbenin önünde yer alan yazıt ise durup düşünmeye yeter. Osman Bey’e verilen o meşhur nasihat, aslında bir devletin nasıl ayakta kalacağının da özetidir:
“Bak oğul…
Beni kır, Şeyh Edebali’yi kırma.
Bana karşı gel, ona gelme…”
Bu sözler sadece bir baba nasihati değildir.
Bir devlet aklının temelidir.
Bir Türbeden Fazlası
Türbenin bahçesinde Ertuğrul Gazi’nin eşi ve oğullarından birine ait mezarlar bulunur. Biraz ileride ise Osman Bey’in ilk defnedildiği yer vardır. Daha sonra Bursa fethedilince, vasiyeti üzerine naaşı oraya taşınmıştır.
Bugün türbeyi “Alpler” koruyor. Gerçek askerler… Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı, özel izinle sakal bırakan, özel kıyafetler giyen bu askerler her saat başı nöbet değişimi yapıyor. Bu değişim sessizce izleniyor. Kimse konuşmuyor. Herkes farkında: burada gösteriş değil, saygı var.
1921’deki işgal sırasında türbe de saldırıya uğramış. Duvarlarda hâlâ mermi izleri var. Yani burası sadece bir hatıra mekânı değil; yaşanmışlığın kendisi.
Dönüş Yolu...
Oradan ayrılırken içimde garip bir huzur vardı.
Bir milletin kökleriyle yeniden temas etmiş gibi…
Çocuklarım belki bugün her detayı anlamadı. Ama şunu biliyorum: O havayı soludular. O sessizliği gördüler. O saygıyı hissettiler.
Bazen bir çocuğa tarih anlatmak için uzun cümlelere gerek yoktur.
Onu doğru yere götürmek yeterlidir.
Ertuğrul Gazi’nin huzurundan ayrılırken şunu düşündüm:
Geleceği inşa etmek isteyenler, önce geçmişine selam vermeyi bilmeli.
Ve biz o gün, sadece bir türbeyi ziyaret etmedik.
Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, evlatlarımızın kalbine sessizce bıraktık.