Teknoloji hızla ilerliyor, yapay zekâ büyüyor, kurallar sertleşiyor. Peki insan bu hızın neresinde? Bu hafta teknoloji dünyasında yaşananlar düşündürüyor.

Bu hafta teknoloji dünyasında olanlar bir haber akışı değil, bir uyarıydı.
Yeni telefonlar tanıtıldı, yapay zekâya milyarlar aktı, uzaktan çalışmanın fişi çekildi, ekranlar daha parlak, sistemler daha hızlı hale geldi.

Ama kimse asıl haberi yazmadı.

Asıl haber şu:
Gelecek geldi.
Biz hazır değildik.

Cebimizde taşıdığımız cihazlar artık bizden daha akıllı.
Yüzümüzü tanıyorlar, sesimizi ayırt ediyorlar, neyi ne zaman isteyeceğimizi tahmin ediyorlar.

Ama aynı cihazlar bize şunu öğretmedi:
Ne zaman durmamız gerektiğini.

Yeni telefonlar tanıtılıyor.
Kameralar kusursuz, görüntüler net, her detay seçiliyor.

Ama ironik olan şu:
Hayat bu kadar net değil.

Bu hafta büyük teknoloji şirketleri uzaktan çalışmanın bittiğini ilan etti.
Pandemide “özgürlük” diye sunulan model, şimdi “verimsizlik” gerekçesiyle rafa kaldırılıyor.

Ekran başında özgür olduğumuzu sanıyorduk.
Meğer sadece uzaktan denetleniyormuşuz.

Yapay zekâ cephesinde ise tablo daha sert.
Şirketler geleceğe yatırım yaptıklarını söylüyor.
Gerçekte yaptıkları şey, insanı denklemden yavaş yavaş çıkarmak.

Bir yanda “verimlilik” kelimesi,
öte yanda binlerce işsiz.

Bu bir teknoloji devrimi değil,
sessiz bir yer değiştirme.

İnsan geriye alınıyor.

Ekranlar hiç olmadığı kadar parlak.
OLED’ler, yüksek çözünürlükler, kusursuz renkler.

Her şey bu kadar görünürken,
geleceğin bu kadar belirsiz olması tesadüf mü?

Teknoloji hızlandı.
O kadar hızlandı ki, etik geride kaldı.
Vicdan geride kaldı.
İnsan geride kaldı.

Bu hafta teknoloji bize bir şey satmadı.
Bize bir soru bıraktı:

Biz teknolojiyi mi yönetiyoruz,
yoksa o mu bizi şekillendiriyor?

Eğer cevabı düşünmeden okuyup geçiyorsak,
sorun teknoloji değil.

Sorun, geleceğin bizi beklememesi.

Abdülkadir Şeker