1 Mayıs’ın anlamını yeniden sorgulayan bu yazı, emeğin sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal boyutlarını da ele alarak modern dünyada “işçi” kavramının nasıl değiştiğini anlatıyor. Adalet, eşitlik ve insanca yaşam mücadelesinin geçmişten bugüne uzanan hikayesi üzerinden, herkesin kendine şu soruyu sormasını sağlıyor: Emeğimiz gerçekten hak ettiği değeri görüyor mu?

Bugün de o günlerden biri…
Bugün 1 Mayıs.Önemli bir gün.

Ve ben düşünüyorum ;
1 Mayıs sadece bir bayram, bir kutlama ya da bir anma günü mü?
Niye önemli?

Sanırım,yüzyıllardır insanlığın adaletli, eşit, hakça ve onurlu bir yaşam kurabilmek adına verdiği büyük mücadelenin hafızası.

Çünkü insanlık var olduğu günden bu yana yalnızca hayatta kalmak için değil, daha adil bir yaşam kurabilmek, emeğinin karşılığını alabilmek, hakkını koruyabilmek ve insanca yaşayabilmek için de mücadele etti.
Sorguladı, direndi, keşfetti, bedeller ödedi; savaşlar yaşandı, devrimler oldu, toplumlar kuruldu,yok oldu,bazı medeniyetler tarihin tozlu sayfalarına karıştı, kimileri kazandı, kimileri kaybetti ama insanın adalet arayışı hiçbir zaman bitmedi.

Ve bu kez kavramlar değişiyor, eşitsizlik biçim değiştiriyor, mücadele alanları başka isimlerle karşımıza çıkıyor.

Çünkü artık “işçi” dediğimiz kavram, sadece fabrikada çalışan, üretim bandında alın teri döken insanı anlatmıyor gibi …

Bugün hak ettiğinden daha az ücret alan da işçi.

Aldığı diplomanın karşılığını bulamayan, yıllarca okuyup emeğinin karşılığını göremeyen çalışan da işçi.

İş bulamadığı halde umut etmekten vazgeçmeyen genç de geleceğin işçisi…

Özel şirketlerde baskı gören, mobbinge uğrayan, fikri önemsenmeyen beyaz yakalı .
Bir yöneticinin, bir patronun, bazen sadece iki dudağın arasından çıkacak tek bir cümleyle geleceği şekillenen herkes .
Siyasi masalarda alınan kararların yükünün altında sesi çıkamayan devlet memurları.

Çalıştığı yerde değeri görülmeyen, emeği sıradanlaştırılan, varlığı rakamlarla ölçülen, yerine kolayca başkası bulunabilir gözüyle bakılan herkes .

Belki de bugün işçi, yalnızca beden gücüyle çalışan insanların değil, emeği herhangi bir şekilde değersizleştirilen herkesin ortak adı haline geldi.

Ama sonra garip bir sessizlik …

İnsanlar görüyor ama görmemiş gibi davranıyor, biliyor ama susuyor, konuşuyor ama tam konuşulması gereken yerde sessizleşiyor; sanki herkes bulunduğu yerden memnunmuş, sanki herkes hak ettiği hayatı yaşıyormuş, sanki hiçbir şey değişmek zorunda değilmiş gibi…

Ve çoğu zaman milyonların yaşadığı sorunlar için gerçekten mücadele edenler, yine sadece bir avuç insan oluyor.

Bu yüzden bazen kendi kendime şunu soruyorum:

İnsanlar gerçekten bulunduğu yerden memnun mu, yoksa zamanla hak ettiğinden daha azına razı olmaya mı alıştı?

Bilmiyorum…

Ama şunu düşünüyorum; bir toplumda emek görünmez hale gelmeye başladığında, bir süre sonra insanın kendisi de görünmez hale gelir.
Belki de 1 Mayıs’ın bize asıl hatırlatmak istediği şey tam olarak budur:

Emeğin değeri, insanın değeridir.

Ve belki bugün hâlâ hepimizin yeniden sorması gereken en gerçek soru şudur:

Ben bir işçi miyim?