İnsan yaşadıkça sadece büyümez, aynı zamanda fark etmeye başlar. Bu köşe yazısı; kalabalıklar içinde yalnızlaşmayı, derinleşen düşüncelerle gelen kopuş hissini ve Nietzsche’nin perspektifinden insanın içsel dönüşümünü sorguluyor.

İnsan yaşadıkça sadece büyümüyor gibi ,sanki görmeye de başlıyor.

Önceden içinde rahatça durabildiği kalabalıklar, bir noktadan sonra farklı görünmeye başlıyor.
Belki de bu, zamanla oluşan bir farkındalık hâli…

Bazen biri bir cümle kuruyor… Cümle bittiği anda, aslında neyi vurgulamak istediğini görüyormuşum gibi hissediyorum.
Değişik…

Söylenenle kastedilen arasındaki o ince fark belirginleşiyor sanki.

Bu kesin bir yargı değil; belki de sadece benim böyle algıladığım bir durum.

Friedrich Nietzsche’nin “insan derinliği gördüğünde artık yüzeyde olana eskisi gibi inanamaz” düşüncesine de bu yüzden kendimce yakın hissediyorum.
Bu söz bana, insanın tecrübe ettikçe bazı şeyleri fark etmeye başladığını düşündürüyor.

Sanki sözlerin içindeki boşlukları, davranışların arkasındaki niyetleri daha kolay ayırt edebiliyor insan… ya da en azından bana öyle geliyor.

Günlük hayatın içindeki o bitmeyen koşuşturma… Herkes bir yerlere yetişmeye, bir şeyleri tamamlamaya çalışıyor. Ama bazen durup şunu sormak geliyor içimden:

Bütün bu çaba neye hizmet ediyor? Gerçekten bir anlamın peşinde miyiz, yoksa sadece alışkanlıkların içinde mi akıp gidiyoruz?

Belki de bu fark edişlerle birlikte bir kopuş hissi oluşuyor.
Biraz ürkütücü.

İnsan yine aynı ortamlarda bulunuyor ama eskisi kadar ait hissedemiyor.
Aynı cümlelerin içinde olup, aynı anlamı paylaşamadığını fark ettiği anlar çoğalıyor gibi…
Bu da benim gözlemim;
belki de bir yerlerde okuduklarımın bende bıraktığı bir izdir kimbilir…

Aitlik duygusunun biraz da sorgulamamakla ilgili olabileceğini düşünüyorum bazen. Çünkü insan derine indikçe, mesafe koyma ihtiyacı hissediyor olabilir.

Belki bazı insanlar için gerçekleri fark etmek, ait hissetmekten daha ağır basıyordur.
Bu yüzden kalabalıkların içinde kalmak yerine, kendine daha yakın durmayı seçiyoruz gibi.

Bunların hiçbiri kesin bir yargı değil elbette. Sadece benim gördüğüm, hissettiğim, anlamlandırmaya çalıştığım bir yerden bakınca böyle görünüyor.

Friedrich Nietzsche’nin bu sözü beni düşündürüyor…
ve galiba biraz da etkiliyor.