Bugün izlediğim görüntü beni derinden sarstı.

Bir komutanın, PKK bağlantılı bir milletvekiline elini vermediği o anı gördüğümde gözlerim doldu; komutanla gurur duydum…

Çünkü o görüntünün arkasında bu ülkenin yıllarca taşıdığı ağır bir hafıza, toprağa verilen binlerce evlat, evladını bekleyen anneler ve bir gecede ocağı sönen aileler vardı.

Böyle bir geçmişin üzerine kurulacak bir barış,yalnızca bugünün siyasi hesabını değil, dünün acısını ve toplumun adalet duygusunu da taşımak zorundadır.

Biz elbette savaşmak istemiyoruz,kimse barışa karşı değil.

Bu ülkenin artık çocuklarını kaybetmediği bir Türkiye elbette hepimizin dileği.

Ancak barış, geçmişin üzerini örterek ve yaşananların bedelini yok sayarak , gelecekte vatanın bütünlüğünü tehlike altına alacak bir korkuyla kurulamaz!

Bizi asıl sarsan, dün terör örgütüyle ilişkisi olanlara en ağır sözleri söyleyen siyasetçilerin bugün bambaşka bir siyasi dil kullanması.

Dün söylenenler nereye gitti, bugün söylenenler ne kadar samimi ve doğru?

Bence yasanın kabul edildiği gün Türkiye’de yalnızca yeni bir siyasi süreç başlamadı; insanların siyasi kimliklerini ve kime güveneceğini yeniden sorguladığı bir dönem başladı!

Bundan böyle sağ, sol, milliyetçi, muhafazakâr gibi kavramların eski anlamlarını kaybettiğini düşünüyorum.

Ben de bugün, bu sürece destek veren siyasi anlayışlara bakışımı yeniden sorguluyorum.Ve artık kime oy vereceğimi bilmiyorum.

Bu süreç ülkemizin bölünmesine, birlik ve bütünlüğümüzün zedelenmesine gidecekse, buna evet diyenlere de hakkımı helal etmiyorum!

Çünkü bu ülkenin toprağı da, bayrağı da, uğruna evlatlarını toprağa veren annelerin gözyaşı da bizim için siyasi pazarlık konusu olamaz…
Ne güzel söylemiş Atatürk :Ne mutlu Türküm diyene …
Bu söz bir üst kimliğin tanımıdır ,kürtler de bizim kardeşimizdir.
Ancak PKK ve sempatizanları ise kırmızı çizgimizdir!