Maaşını market kasasında bırakan memur, dükkanında çırak beklerken yaşlanan usta ve elindeki telefonla dünyayı yönetmeye çalışan gençler.


2025 takvim yapraklarını hüzünlü bir sonbahar gibi dökerken, 2026’nın kapısını elimizde hesap makineleri, aklımızda cevapsız sorular ve kalbimizde hafif bir çarpıntı ile çalıyoruz.
Türkiye ekonomisinin "Survivor All-Star" moduna geçtiği şu günlerde; asgari ücretli, emekli ve memurdan oluşan kutsal "Bermuda Maaş Üçgeni" ile sanayinin "Kayıp Balık Nemo"yu aratmayan usta arayışı trajikomik bir senfoniye dönüşmüş durumda.
Gelin, bu karmaşık ama bir o kadar da bizden manzaraya yakından bakalım.
Cüzandaki Kara Delik ve Matematik Dehaları
Yeni yılın ilk ışıklarıyla birlikte, asgari ücretin 28.000 TL bandına, en düşük emekli maaşının ise 19.000 TL civarına yükselmesi bekleniyor. Rakamlar kulağa hoş geliyor, değil mi?
Sanki bir Monopoly oyununda bankadan yüklü bir ödeme almışız gibi.
Ancak gerçek hayat, Monopoly’den biraz daha acımasız. Asgari ücretli bir vatandaş, maaşını aldığı gün kendini bir "finans sihirbazı" gibi hissetmek zorunda. Kirayı ödeyip, faturaları halledip, market arabasının dibini görebilmek için NASA mühendislerinden daha karmaşık hesaplar yapıyor.
Maaş zammı haberi geldiğinde halay çeken memur ise, marketteki peynir etiketinin de aynı hızla halaya katıldığını görünce "Acaba zam almasak daha mı kârlıydık?" paradoksuna düşüyor.
Emeklilerimiz mi? Onlar artık bu ülkenin "Ekonomik komandoları". 19 bin lirayla ayı kapatabilen bir emekli, aslında gizli bir süper kahramandır. Torununa harçlık verirken yaşadığı içsel çatışma, Dostoyevski romanlarına konu olacak derinliktedir. Kısacası, maaşlar artıyor ama cüzdanlarımızdaki kara delik de aynı oranda büyüyor. Para, cebimize girmeden buharlaşma özelliğine sahip yeni bir element gibi davranıyor.
Sanayide "Son Mohikan" Arayışı
Maaşlar cephesinde durum buyken, üretimin kalbi sanayide işler daha da "organik" bir krizde.
Sanayi sitelerine girdiğimde makinelerin gürültüsünden çok, patronların "Yok mu şöyle eli anahtar tutan bir babayiğit!" feryatlarını duyuyorsunuz.
Eskiden sanayide usta olmak bir statü göstergesiydi. Yüzü yağlı, eli nasırlı, az konuşup çok iş yapan o bilge adamlar... Şimdi nesli tükenmekte olan pandalar gibi koruma altına alınmalılar.
İşletme sahibi dertli: "Yahu makine milyon dolarlık, başına koyacak adam yok!" Çıraklık sistemi ise tam bir "Matrix" filmi. Kapıdan içeri giren Z kuşağı genci, eline verilen İngiliz anahtarına, uzaylı teknolojisi görmüş gibi bakıyor. İlk soruları genellikle "Usta, buranın Wi-Fi şifresi ne?" veya "Talaşlı imalat yaparken TikTok çekebilir miyim?" oluyor. Usta-çırak ilişkisi, yerini "TOM ile JERY'nin imtihanı"na bırakmış durumda.
Geleceğe Gençlik Hazırlığı Ve Hazırlanamayış
Peki, bu gençliği geleceğe nasıl hazırlayacağız? İşte zurnanın "zort" dediği yer burası.
Bir yanda dijitalleşen dünya, yapay zeka, metaverse... Diğer yanda "Bu somunu kim sıkacak kardeşim?" gerçeği. Gençlere "Sanayiye git, koluna altın bilezik tak" diyoruz ama onlar o bileziği bitcoin almayı altcoin takip etmeyi sosyal medya fenomeni olmak için zaman harcıyor.
Mevcut eğitim sistemi, gençleri sanayiden soğutan güncellenen çağın gerisinde bir formasyona sahip durum böyle olunca Alfa Kuşaklarının ilginç soruları da patlıyor.
Çocuklara okulda kodlama öğretiyoruz ki bu harika, ama bir tornavidayı nasıl tutacaklarını göstermiyoruz. Sonuç? "Robotik kodlama bilen ama evdeki sigortayı kaldıramayan" bir nesil.
Gelecek İçin Gerçekçi Reçetede gerek.
Eğer sanayiyi kurtarmak ve gençleri geleceğe hazırlamak istiyorsak, radikal ve biraz da absürt çözümlere ihtiyacımız var:
- Sanayi Sitelerine "Cool" Dokunuş: Sanayi bölgelerine acilen gençlik kafeleri açılmalı. Çıraklar, "Latte'mi yudumlarken şu motor bloğunu rektifiye edeyim" diyebilmeli.
- Ustalık Unvanları Güncellenmeli: "Torna Ustası" yerine "Metal Şekillendirme Uzmanı Senior Metal Shaper" gibi LinkedIn uyumlu unvanlar kullanılmalı.
- Influencer Usta Modeli: Sanayideki ustalarımıza acilen sosyal medya eğitimi verilmeli. "Bugün dükkanda yine harikalar yaratıyoruz arkadaşlar, kanalıma abone olmayı unutmayın" diyen, eli yağlı bir usta, binlerce genci sanayiye çekebilir.
- Maaş-Enflasyon Endeksli Akıllı Cüzdanlar: Asgari ücretli ve memurlar için, enflasyon arttıkça otomatik olarak genişleyen, içi para dolu cüzdanlar icat edilmeli. Bu biraz zor ama hayali bile güzel. Geçen hafta ki makalemizde de belirttiğim üzere maaşları millet vekili maaşlarına endeksleyelim.
2026’ya girerken Türkiye’nin manzarası budur:
Maaşını market kasasında bırakan memur, dükkanında çırak beklerken yaşlanan usta ve elindeki telefonla dünyayı yönetmeye çalışan genç.
Bu üçgenin içinden nasıl çıkacağız? Muhtemelen yine o meşhur Türk pratik zekasıyla, biraz mizahla, çokça sabırla ve "Hallederiz abi" diyerek. Çünkü biliyoruz ki, bu topraklarda krizler teğet geçer, maaşlar erir, ustalar azalır ama hayatta kalma mücadelesi ve bu mücadeleye gülme yeteneğimiz asla bitmez.
Siyaset A.Ş ve "Miras Kalan" Sorunlar
Aslında asgari ücretin erimesi veya sanayide usta bulunamaması, dün sabah uyanınca karşılaştığımız sürprizler değil. Bunlar, kuşaktan kuşağa devredilen, aile yadigarı gibi sakladığımız "kronik sorunlar koleksiyonumuzun" en değerli parçaları.
-
Siyaset Bir "Startup" Günümüzde siyaset, memleket meselelerine çözüm üretme yeri olmaktan ziyade; "halka arz" edilen, yüksek getirili bir ticari girişim gibi algılanıyor. Gençlere "sanayiye git" diyoruz ama onlar bakıyorlar ki; bir cıvatayı 20 yıl sıkıp emekli olunca 19 bin lira alırken, siyasete "stajyer" olarak girip kısa sürede "CEO" kıvamına gelmek daha cazip. Siyasetin kişisel ve ticari bir yol olarak görülmesi, sorunları çözmek yerine "yönetmeyi" yani idare-i maslahat yapmayı beraberinde getiriyor.
-
Çözüm Başka Bahara! Gerçekçi çözüm üretmek, acı ilaç içmek gibidir; tadı kötüdür ve kısa vadede oy kaybettirir. Bizim siyaset anlayışımızda ise "ilaç içmek" yerine, hastanın üzerine renkli bir battaniye örtüp "Bak ne güzel uyuyor, maşallah" demek daha popüler. Sorunu çözmek demek, sistemin köklerine dokunmak demek; oysa köklere dokunursanız, o köklerden beslenen ticari ağları da sarsarsınız. Kim, kendi oturduğu dalı kesen bir hızar ustası olmak ister ki?
-
Görmezden Gelme Sanatı: Sanayideki usta sıkıntısı yıllardır "geliyorum" dedi, ama biz o sırada başka kanallardaki "kim kiminle nerede" tartışmalarına daldık. Gençlik hazırlığı dedik, ama eğitimi sadece "diploma basım merkezi" haline getirdik. Sorunlar devasa bir kar topu gibi üzerimize yuvarlanırken, biz hala kar topunun rengini ve estetiğini tartışıyoruz.
Sonuç: "Hallederiz"den "Halleşelim"e
Bu tablo sadece bugünün değil, "sorun çözmek yerine sorun biriktirmeyi" sevenlerin eseridir.
Eğer 2026'da hala aynı asgari ücret esprilerini yapıp, sanayide usta ararken "Google'a ilan mı versek?" diyeceksek; sorun sadece ekonomide değil, siyaseti bir hizmet değil de "kişisel kalkınma planı" olarak gören zihniyettedir.
Belki de bir gün; siyasetin "ticari bir kariyer" değil, "toplumsal bir borç ödeme" yeri olduğunu anladığımızda, asgari ücretli de emekli de sanayideki usta da o zaman derin bir nefes alacak.
O zamana kadar; elimizde hesap makinesi, dilimizde "hayırlısı", beklemeye devam!
Yeni yılınız, zammınızın enflasyondan hızlı koştuğu, sanayide ustanın bol olduğu ve
gençlerin hem kod yazıp hem de çekiç sallayabildiği bir yıl olsun yeni yılımızın son yazısıda böyle olsun.