2026 yılındayız ve Türkiye’de emeklilik artık bir statü değil, bir "Hayatta kalma belgeseli haline dönüştü"

Emekliler Senfonisi: Çiftçi Emeklimin KKTC' li Maaş Trajedisi

2026 yılındayız ve Türkiye’de emeklilik artık bir statü değil, bir "hayatta kalma belgeseli." Ancak bu belgeselin en ilginç sahnesi, geçtiğimiz günlerde TBMM’nin o yüksek tavanlı, ciddiyet kokan salonlarında yaşandı. Bir milletvekili çıkıp "Emekli maaşı en az 35.000 TL olmalı" dediği anda, salonda bir "stand-up" gösterisindeymişçesine kahkahalar yükseldi.

Gelin, bu kahkahanın anatomisine, esnafın 9000 günlük "hapis hayatına" ve çiftçinin traktöründeki son damla mazotun hüznüne hep beraber bakalım.

TBMM Komedi Kulübü: "35 Bin mi? İlahi Vekilim!"

Meclis sıralarından yükselen o kahkaha, aslında Türkiye’deki sınıfsal kopukluğun en net ses kaydıydı. Emekli amcamızın, teyzemizin "Acaba bu ay peyniri yarım kilo mu alsam?" diye düşündüğü bir iklimde, 35.000 TL rakamının "komik" bulunması trajikomik bir durum.

Neden Güldüler? Muhtemelen bu rakamı, kendi aldıkları "huzur hakları" ve vekil maaşlarının yanında "çerez parası" gördükleri için değil, "Siz bu halkı gerçekten insan gibi yaşatmak mı istiyorsunuz?"

ironisine güldüler.

Vekilin biri kürsüde 35 bin TL diyor, arkadan biri bağırıyor: "Vekilim o parayla ancak bir akşam yemeğine çıkılır, şaka mı yapıyorsun?" Diğer taraftan emekli amca televizyon karşısında kumandayı sıkıyor: "Evladım, sen o paraya gülüyorsun ama ben o parayı rüyamda görsem hayra yormam, gidip kurban keserim!"

Duygu hali ile iç sesinin haykırışlarını zaten duyamazlar devam edelim.

Emeklilik hiyerarşisinin en büyük çilekeşi şüphesizi bir taraftada esnaftır. Esnafın emekli olması için gereken 9000 günlük prim, aslında devletin esnafa verdiği bir "sabır nişanı"dır.

Esnafın Dramı Bir işçi 7200 günle (hatta bazen daha az) emekli olurken, bakkal amca, berber kardeşim tam 25 yıl boyunca her sabah dükkanı "Bismillah" diyerek açıp, o primi ödemek zorundadır.

Esnaf emekli olduğunda, aldığı ilk maaşla dükkandaki eskiyen paspası bile değiştiremez. Çünkü o 9000 günün sonunda devlet ona, "Sen kendi işinin patronuydun, şimdi kendi hayatının figüranı ol" der. 35 bin TL teklifine gülen vekiller, esnafın ödediği stopajın, KDV’nin, Bağ-Kur priminin miktarından habersiz, kendi "huzur" bahçelerinde papatya falı bakmaktadırlar aslında bu bir hükümet sorunuda değil artık çünkü hepsine komik gelen rakamları konuşmak zaten kendi maaşları yanında çerez parası.

Çiftçi Emeklisinin Toprağa Gömülen Umutları

Çiftçinin durumu ise mizahın bittiği, dramın "full HD" başladığı yerdir. Çiftçi emeklisi için "güncelleme" kelimesi, tıpkı yağmur duasına çıkmak gibidir; beklenir ama bir türlü gelmez.

Traktör mü, Maaş mı? Bugün bir çiftçi emeklisinin maaşı, tarlasına ekeceği tohumun yarısını bile karşılamıyor. Kriterlerin güncellenmemesi yüzünden, çiftçi 2026 yılında hala "Cumhuriyetin ilk yıllarındaki" alım gücüyle yaşatılmaya çalışılıyor.

Çiftçi dayım , Çiftçi amcam bankamatiğe gider, kartı takar. Bankamatik ekranında "Bakiye Yetersiz" Yazar

Çiftçi döner ve tarlasına bakıp der ki: "Toprak beni doyuruyor ama akşam Yatsı Namazından sonra yatan amcam teyzem Sabah namazına ayağa kalkmak zorunda Gülen vekillerden habersiz bir sonraki gün rızkı peşine nasırlı elleri ile işe koyulur.

Ne acı değil mi?

Yediğimiz ekmeği işleyenlerin halini bilmeyip gülenler bilseler ki yarın onlarda vaz geçse sofrasında yiyecek ekmek bulamayacak.

Üstüne bu serüvene bir tartışmada Kıbrıs'ta ki asgari ücret ve Emekli maaşını da dahil edelim .

KKTC Uçurumu: "Yavru" Vatan mı, "Zengin" Akraba mı?

Sorusu ile başlayalım.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), 2026 yılı itibarıyla asgari ücreti net 52.738 TL (bazı sosyal haklarla 58 bine yaklaşıyor) olarak belirleyince, bizim emeklimiz için Akdeniz bir "hasret denizi" haline geldi.

Neden mi?

Yavru Vatanda emeklimizin hali;

KKTC’de en düşük emekli maaşı yaklaşık 45.000 - 50.000 TL bandında seyrediyor. Özellikle kamu emeklileri ve 13. maaş gibi haklarla bu rakamlar Türkiye standartlarının çok üzerine çıkıyor.|

Kıbrıs’taki bir komi, Türkiye’deki üç tane emekli öğretmen maaşı kadar para alıyorsa, burada bir "hesap hatası" değil, bir "vicdan hatası" vardır. Meclis’te 35 bin TL’ye gülenler, muhtemelen Kıbrıs’taki asgari ücreti ve Emekli maaşını duyunca şaşkınlıktan dillerini yutuyorlardır.

Peki Ne Yapılmalı?

Sadece eleştirmek yetmez, gelin bu "emekli enkazını" nasıl kaldırırız, ona bakalım:

  • Yıllardır konuşulan İntibak Yasası Derhal Çıkarılmalı: 2000 öncesi, sonrası, esnaf, çiftçi ayrımı bitmeli. Herkesin prim ödeme gününe ve miktarına göre gerçekçi bir güncelleme yapılmalı.
  • Esnafa 7200 Gün Hakkı: Esnafın 9000 gün çilesine son verilmeli. İşçi ile esnaf arasındaki bu "adaletsiz prim farkı" eşitlenmeli. Küçük esnaf, dev zincir marketlerin altında ezilirken bir de prim yüküyle boğulmamalı.
  • Tarım Bağ-Kur Desteği: Çiftçinin prim ödemeleri, ürettiği mahsul üzerinden devlet tarafından sübvanse edilmeli. Çiftçi, emekli olduğunda tarlasını satmak zorunda kalmamalı.
  • Maaş Bağlama Oranları Revize Edilmeli: Sistemin en büyük sorunu olan düşük maaş bağlama oranları yükseltilmeli. Çalıştıkça maaşın düşmesi gibi absürt bir durum ortadan kaldırılmalı.
  • Refah Payı Otomatikleşmeli: Emekli maaşı sadece enflasyona değil, ülkenin büyüme rakamlarına (Girişimci/Zengin katına değil, halkın cebine) endekslenmeli.
  • Vekil maaşlarını Çiftçi Emekli maaşına endeksili hale getirelim. Bakalım Nasıl olunur milletin vekili görelim.

Son Söz: Meclis’te yükselen o kahkahalar, bir gün sandıkta "sessiz bir çığlığa" dönüşebilir.

Sandıktan ilginç sonuçlar çıkabilir.

Emekliyi "gülünecek bir rakama" mahkum etmek, toplumun hafızasını ve vicdanını yok saymaktır. 35.000 TL bugün bir "lüks" değil, sadece "insanca yaşamın" giriş kapısıdır.

Vesselam