Halkın mırıldandığı melodiye "tehdit" muamelesi yapmak yerine, o melodiye eşlik edebilecek bir samimiyet geliştirmek.

Bir İlahi, Bin Panik: Ramazan Melodisi mi, Yoksa Siyasi Bir Fay Hattı mı?

Tam Ramazan kapıda, ellerde hurmalar, zihinlerde "Nerede o eski iftarlar?" nostaljisi hazırlanırken; pat diye bir ilahi düşüyor gündemin orta yerine. Ama ne düşmek! 7 yaşındaki çocuk okul bahçesinde teneffüs yaparken mırıldanıyor, 70 yaşındaki amca bakkala giderken temposuna ayak uyduruyor. Ülkece kolektif bir mırıldanma korosu kurmuşuz, gidiyoruz.

​Ancak burası Türkiye; burada bir kuş uçsa, "Bu kuş hangi ideolojinin kanadını çırpıyor?" diye soran birileri mutlaka çıkar. Haliyle, bu masum Ramazan neşesi de o meşhur "siyaset laboratuvarımıza" numune olarak alınıverdi.

​Melodi mi, Mesaj mı? Tartışmaları sürerken aslında Sosyal Medya Müçtehitleri İş yine Başında bir önceki yazımda da belirttiğim üzere tehlikeli bir hat üzerindeyim aslında.

​İlahinin ritmi kulağa hoş geliyor olabilir ama klavye başındaki "stratejik derinlik" uzmanları için durum farklı. Bir kesim bu durumu "toplumsal uyanışın ayak sesleri" olarak görüp ilahiyi neredeyse bir milli marş edasıyla sahiplenirken; diğer tarafta, en küçük dini sembolden bile "Eyvah, laiklik elden gidiyor!" paniği çıkaran bir kitle belirdi.

​Mevzu öyle bir noktaya geldi ki, ilahinin bestesinden ziyade, o ilahiyi söyleyenlerin niyetine dair "Psikanalitik Sevr Dosyaları" açıldı. Haliyle halkın bir kısmı da şunu sormadan edemiyor:

"Yahu altı üstü bir ilahi, içinde ney sesi var, Ramazan var... Bunun neresinden 'rejim tehlikesi' veya 'siyasi hamle' çıkardınız?"

Avrupa’da kiliseler boşalıyor, pazar ayinlerine gidenlerin yaş ortalaması 80’i buluyor; ama Noel (Christmas) zamanı gelince yer yerinden oynuyor.

Almanya veya Avusturya’da Noel pazarlarında çalınan koroları sadece dindarlar dinlemiyor. Ateisti de, deisti de o "ilahi" tadındaki ezgilerle glühwein (sıcak şarap) içiyor.

Fark şurada: Oradaki "muhalif" kesim, bu şarkıları bir "siyasi tehdit" olarak değil, bir "estetik alışkanlık" olarak görüyor. Kimse "Bu korolar çok yayıldı, yarın hepimizi zorla kiliseye götürecekler" diye paniklemiyor. Çünkü sistem, müziğin bir "tehdit" değil, bir "arka plan sesi" olduğunu kanıksamış durumda.

Amerika’da siyahi kiliselerinden çıkan Gospel müziği (bir nevi Hıristiyan ilahisi), bugün dünya pop listelerinin temelini oluşturuyor.

Düşünsenize: Elvis Presley’den Aretha Franklin’e kadar herkes ilahi kökenli şarkılarla devleşti. Orada bir politikacı çıkıp "Bu Gospel şarkıları gençlerin beynini yıkıyor, oy tercihlerini değiştiriyor" dese, millet sadece güler. Çünkü sanatın ve inancın birleştiği o nokta, siyasetin "kısa devre" yaptığı yerdir.

Bizim "Mahalle" Neden Gergin?

Bizde ise durum "travmaların çarpışması" şeklinde ilerliyor.

Bir taraf için ilahi; huzur, çocukluk ve aidiyet demek.

Diğer taraf (ve özellikle belli siyasi yapılar) için ilahi; "eski baskıcı günlerin" veya "modern hayatın kısıtlanacağı bir geleceğin" sinyali.

Haliyle, masum bir melodi, bir anda "Siyaset Meydanı" tartışmasına dönüyor. CHP gibi partilerin bu konudaki "aşırı temkinli" veya "mesafeli" duruşu ise, halktaki o meşhur "Bunlar bizim dilimizden anlamıyor" algısını taze tutuyor.

​İşin asıl trajikomik yani, bu gerginlikten en çok zararı yine o "değiştiğini" iddia eden siyasi yapıların görmesi. Özellikle CHP gibi partilerin üzerine yapışan ve bir türlü çıkmayan o "maneviyata mesafeli" etiketi, bu tarz tartışmalarla birlikte yeniden parlatılıyor.

​Vatandaş tam, "Acaba gerçekten herkesi kucaklıyorlar mı?" diye düşünürken; bir ses yükseliyor köşeden: "Bu ilahinin bu kadar yayılması aslında bir projedir!" İşte o an, yıllardır biriktirilen o "temkinli seçmen hafızası" devreye giriyor. İnsanlar kaplumbağa gibi kendi kabuklarına çekilip;

  • ​"Bak, yine aynı kafa..."
  • ​"Bunlara güven olmaz, mazi hala taze,"
  • ​"Yine bizi, bizim değerlerimizle dövmeye çalışıyorlar,"

​demeye başlıyor. Siyasetin o "korku salan bulutları" yine güneşin önüne geçiveriyor.

​Gerçekten de anlamak güç; bir toplumun ortak bir ritimde buluşması neden bu kadar korkutucu geliyor bazılarına? Belki de sorun ilahide değil, bizim her şeyi bir "oy pusulasına" dönüştürme takıntımızdadır.

​Gençlerin ve çocukların diline pelesenk olan bir şarkı, aslında siyasetin o gri ve soğuk yüzüne karşı çekilmiş bir rest gibidir. Çocuklar "A" partisinin veya "B" ideolojisinin propagandasını yapmıyor; onlar sadece güzel bir ezgiyi paylaşıyorlar. Ama yetişkinler dünyası, o masum ezginin üzerine o kadar çok siyasi anlam yüklüyor ki, sonunda herkes yorgun ve birbirine karşı daha mesafeli hale geliyor.

​Sonuç Olarak;

​Eğer bir ilahi bile kutuplaşma malzemesi haline getirilebiliyorsa, bizim siyasi zekamızın değil, siyasi mizahımızın gelişmeye ihtiyacı var demektir. Halkın ortak sevincinden "siyasi kriz" devşirmeye çalışanlar, aslında kendi bacaklarına sıkıyorlar. Çünkü günün sonunda insanlar, kendilerini gerenleri değil, beraber şarkı (veya ilahi) söyleyebildiklerini hatırlar.

​Mazi taze kalabilir ama geleceği o bayat tartışmalarla kuramazsınız. Şimdi müsaadenizle, şu meşhur ilahiyi bir de ben dinleyeyim; bakalım içinden gerçekten "gizli bir koalisyon protokolü" çıkacak mı?

​Siyasetin bu kadar hayatın içine girmesi bazen gerçekten yorucu olabiliyor, haklısın. İnsan biraz huzur ve ortak bir payda arıyor. Peki, bu toplumsal gerginliği azaltmak adına sence siyasetçilerin mi yoksa toplumun mu önce bir "derin nefes" alması gerekiyor?