Özofagusun genişleme kapasitesi nedeniyle tümörlerin başlangıçta fark edilmeden büyüyebileceğini anlatan Ermerak, hastalığın geç dönemde ortaya çıkan belirtilerini yutma güçlüğü, göğüs veya sırt ağrısı, kilo kaybı, yutulan gıdaların geri gelmesi, ses kısıklığı ve yemek ya da sıvıların solunum yoluna kaçması olarak sıraladı. Yutma güçlüğünün en belirgin semptom olduğunu ve başlangıçta katı gıdalarda başlayan zorluğun zamanla sıvılara doğru ilerlediğini belirtti. Bu belirtilerin önemsenmemesinin tanının gecikmesine yol açabileceğini, özellikle risk grubundaki kişilerin erken tanı için endoskopik değerlendirmeden geçmesinin kritik olduğunu ifade etti.
Tanı sürecinde endoskopi ve biyopsinin temel yöntemler olduğunu belirten Ermerak, tümör derinliği ve lenf nodu tutulumunun değerlendirilmesinde endoskopik ultrasonografinin en duyarlı yöntem olduğunu söyledi. Ayrıca BT, PET-CT ve laparoskopinin kesin evreleme için kullanıldığını belirtti. Doç. Dr. Ermerak, doğru evrelemenin tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını ve modern tedavi yaklaşımlarıyla hastalığın kontrol altına alınabildiğini vurguladı. Neoadjuvan tedavi, cerrahi ve uygun hastalarda adjuvan immünoterapi kombinasyonunun sağkalımı artırdığına dikkat çekti.
Cerrahi tedavinin evre I-III özofagus kanserinde temel basamak olduğunu belirten Ermerak, cerrahinin genellikle kemoterapi ve radyoterapiyi içeren multimodal tedavi yaklaşımlarının parçası olarak planlandığını ifade etti. Tümörün yerleşimi ve hastanın durumuna göre farklı cerrahi tekniklerin uygulandığını belirtti. Bunlar arasında Ivor Lewis özofajektomi, McKeown üç aşamalı özofajektomi, transhiatal özofajektomi ve minimal invaziv özofajektomi (MIE) yöntemleri yer almakta olup, MIE'nin daha az komplikasyon ve hızlı iyileşme sağladığı TIME çalışmasıyla desteklenmektedir.
Kaynak: RSS





