15 Temmuz'un Türkiye'ye bıraktığı en büyük miras yalnızca darbe girişimi değil, devlet kurumlarında liyakat, hukuk ve toplumsal güvenin uğradığı tahribattır. Prof. Dr. Harun Demirkaya, kaleme aldığı yazısında devletin ancak ehliyet, adalet ve millet iradesi üzerine inşa edilebileceğini vurguluyor.
Önce Liyakat Kırılır
15 Temmuz'a Atfen
Bazı zararlar vardır ki rakamlarla ölçülemez. Yıkılan bir bina yeniden yapılabilir, kaybedilen para yeniden kazanılabilir. Ancak devletin kurumlarına, hukuka ve toplumun birbirine duyduğu güvene verilen zararların telafisi bazen bir neslin ömrünü alır.
FETÖ'nün Türkiye'ye verdiği zarar, 15 Temmuz gecesinin çok ötesindedir. Asıl tahribat, yıllarca devletin kılcal damarlarına sızarak liyakatin yerine aidiyeti koymasında yatmaktadır. Kaybedilen yalnızca kurumlar değil; devletin kurumsal hafızası ve toplumsal güvendir.
Bir devleti ayakta tutan üç temel sütun vardır: liyakat, hukuk ve güven. Bunlardan biri sarsılırsa devlet yara alır; üçü birden zarar görürse toplum ağır bir bedel öder.
FETÖ'nün en büyük zararı, kamu yönetiminin temel ilkesi olan liyakat sistemini tahrip etmesidir. Devlet kadrolarına bilgi ve ehliyete göre değil, aidiyete göre yerleştirme yapılması yalnızca hak eden insanların mağdur edilmesi anlamına gelmez; aynı zamanda devletin karar alma mekanizmalarının da zayıflaması demektir. Bir sınav sorusunun çalınması, sadece bir kişinin hakkının yenilmesi değil, devlete hizmet edecek en yetenekli insanların sistem dışına itilmesidir. Bunun bedeli ise yoksullaşan bir toplum ve kaybedilen bir gelecek olur.
Hukuk sisteminde açılan yaralar da derindir. Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda yaşanan hukuksuzluklar, toplumun adalete olan inancını derinden sarsmıştır. Hukukun yara aldığı yerde, devlete duyulan güven de kaçınılmaz olarak zedelenir.
Türk Silahlı Kuvvetleri de bu süreçten ağır biçimde etkilenmiştir. Yıllarca süren operasyonlar ve 15 Temmuz hain darbe girişimi, Türkiye'nin güvenlik mimarisinin yeniden inşa edilmesini zorunlu kılmıştır. Gazi Meclis'in bombalanması ve yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesi, tarihimizin en acı sayfalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır.
Belki de en ağır tahribat, toplumsal güvenin kaybıdır. Bugün insanlar, "Kime güveneceğiz?" sorusunu daha sık sormaktadır. Oysa güven, en az ekonomik sermaye kadar değerlidir. Güçlü devletlerin temelinde, vatandaşların birbirlerine ve devletlerine duydukları güven yer alır.
Bu acı tecrübe bize önemli bir gerçeği hatırlatmıştır: Hiçbir yapı, hiçbir cemaat ve hiçbir siyasi aidiyet; hukukun, liyakatin ve millet iradesinin üzerinde olamaz. Devletin sahibi millettir. Devlet kadrolarında tek ölçü ise ehliyet ve liyakat olmalıdır.
Bir daha aynı acıları yaşamamak için kamuya giriş ve terfi süreçlerinde liyakat esas alınmalı; sınav ve mülakat mekanizmaları şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir hale getirilmelidir. Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkesi güçlendirilmeli, devlet içinde denetlenemez hiçbir alan bırakılmamalıdır. Rotasyon ve görev sürelerine ilişkin düzenlemelerle kapalı kadrolaşmaların önüne geçilmeli; kişilere bağlılık yerine ilkelere bağlılık anlayışı demokratik eğitimle desteklenmelidir. Ayrıca devletin kurumsal hafızası korunmalı, geçmişte yaşanan hukuksuzluklar unutulmadan akademik ve hukuki açıdan objektif biçimde incelenmelidir.
Unutmamalıyız ki devletler bir günde yıkılmaz.
Önce liyakat kırılır.
Sonra hukuk yara alır.
En sonunda millet birbirine olan güvenini kaybeder.
İşte o gün kaybedilen yalnızca bir kurum ya da bir iktidar değil; kaybedilen devlettir.
Prof. Dr. Harun DEMİRKAYA