Alman Diyabet Araştırma Merkezi, Tübingen Üniversite Hastanesi ve Helmholtz Münih iş birliğiyle yürütülen yeni bir çalışma, kilo vermenin tip 2 diyabet riskini herkes için aynı oranda düşürmediğini ortaya koydu. Araştırma, tip 2 diyabet riski yüksek bireylerde kalıcı kilo kaybına rağmen hastalık riskinin sürdüğünü gösterdi.

Türkiye'de İlk Kez Anne Karnında Fetoskopik Yöntemle Nöral Tüp Defekti Ameliyatı Başarıyla Gerçekleştirildi
Türkiye'de İlk Kez Anne Karnında Fetoskopik Yöntemle Nöral Tüp Defekti Ameliyatı Başarıyla Gerçekleştirildi
İçeriği Görüntüle

Tip 2 Diyabet Risk Gruplarının Sınıflandırılması

Çalışmada, tip 2 diyabet riski taşıyan kişiler altı farklı gruba ayrıldı. Katılımcılar iki yıl boyunca sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı programlarına dahil edildi. Daha sonra yaklaşık dokuz yıl boyunca takip edildi. Bu süreçte, özellikle beşinci risk grubundaki bireylerde kilo vermeye rağmen kan şekeri seviyelerinde yükselme gözlemlendi.

Kalıcı Kilo Kaybına Rağmen Riskin Devam Etmesi

Beşinci gruptaki katılımcılar, ortalama yüzde 8 oranında kalıcı kilo kaybı yaşadı. Ancak insülin üretimlerinde azalma meydana geldi ve tip 2 diyabet geliştirme riski yüksek seviyelerde kaldı. Bu durum, kilo vermenin her zaman hastalık riskini azaltmada yeterli olmadığını gösterdi.

İnsülin Direnci ve Yağlı Karaciğerin Rolü

Bilim insanları, insülin direnci ve karaciğerde yağ birikiminin bu durumun başlıca nedenleri arasında olduğunu belirtti. Yağlı karaciğer hastalığının pankreasın insülin üretme kapasitesini olumsuz etkileyerek kan şekeri seviyelerinin yükselmesine katkı sağladığı ifade edildi.

Diyabetin Yanı Sıra Kalp ve Damar Hastalıkları Riski

Araştırma, beşinci risk grubundaki bireylerin sadece tip 2 diyabet açısından değil, aynı zamanda kalp ve damar hastalıkları açısından da daha yüksek risk taşıdığını ortaya koydu. Bu bulgular, hastalık yönetiminde kişiselleştirilmiş yaklaşımların önemini vurguluyor.

Sonuç olarak, kilo vermenin tip 2 diyabet riskini azaltmadaki etkisi kişiden kişiye değişiklik gösteriyor. Bu nedenle, yüksek risk grubundaki bireylerde farklı önleyici stratejilerin geliştirilmesi gerekliliği ortaya çıkıyor. Gelişmeler takip ediliyor.

Kaynak: RSS