Ülkemizde yetişkinlerin yaklaşık üçte biri obeziteyle karşı karşıya bulunuyor. Obezite, sadece kilo artışı değil; tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, eklem problemleri ve karaciğer yağlanması gibi birçok rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Ayrıca 13 farklı kanser türünün gelişimine zemin hazırlayabiliyor.

Obezite Cerrahisinin Kapsamı ve Amaçları

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Sümer, obezite cerrahisinin estetik amaçlı olmadığını, tedavinin esas hedefinin kilo vermekle birlikte obeziteye bağlı hastalıkların kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin artırılması olduğunu ifade etti. Cerrahinin ardından sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve düzenli takiple yeni bir yaşam dönemi başladığını vurguladı.

Metabolik ve bariatrik cerrahi olarak da adlandırılan bu yöntem, sadece mide hacminin küçültülmesini değil, iştah, tokluk hissi, bağırsak hormonları ve metabolizma üzerinde değişiklikler yaratmayı amaçlıyor. Cerrahi genellikle vücut kitle indeksi (VKİ) 40 kg/m² ve üzeri olanlarda ya da 35-39,9 kg/m² arasında olup obeziteye bağlı ciddi sağlık sorunları bulunanlarda gündeme geliyor. Ayrıca VKİ 30-34,9 kg/m² arasında olup tip 2 diyabeti kontrol altına alınamayan seçilmiş hastalarda da metabolik cerrahi uygulanabiliyor.

Obezite Cerrahisinin Sağlık Üzerindeki Etkileri

Prof. Dr. Sümer, cerrahinin sadece kilo kaybıyla sınırlı kalmadığını, tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kan lipid bozuklukları ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklarda belirgin iyileşmeler sağladığını belirtti. Özellikle diyabet süresi kısa ve pankreas fonksiyonları iyi olan hastalarda daha başarılı sonuçlar elde edildiğini ancak ameliyatın diyabeti tamamen ortadan kaldırmadığını, metabolik takibin devam etmesi gerektiğini söyledi.

Onkolog Dr. Dizdar: Pimpiriklilerde Kanser Tespiti Daha Fazla Oluyor
Onkolog Dr. Dizdar: Pimpiriklilerde Kanser Tespiti Daha Fazla Oluyor
İçeriği Görüntüle

Obezitenin menopoz sonrası meme, rahim içi, yumurtalık, kalın bağırsak, yemek borusu, mide giriş bölgesi, karaciğer, safra kesesi, pankreas, böbrek ve tiroit kanserlerini kapsayan 13 farklı kanser türüyle ilişkili olduğu bildirildi. Yağ dokusundaki artışın östrojen seviyeleri, insülin direnci ve kronik inflamasyon yoluyla kanser gelişimine uygun ortam oluşturduğu ifade edildi. SPLENDID çalışmasına göre, bariatrik cerrahi uygulanan hastalarda 10 yıl içinde obeziteyle ilişkili kanser gelişme oranı yüzde 2,9 iken, ameliyat olmayanlarda yüzde 4,9 olarak tespit edildi. Cerrahi grubunda kanser riskinin yaklaşık yüzde 32, kanserden ölüm riskinin ise yüzde 48 daha düşük olduğu kaydedildi.

Cerrahi Yöntemler ve Hasta Değerlendirmesi

Dünyada en yaygın uygulanan yöntem, midenin büyük kısmının çıkarıldığı ve tüp şeklinde küçültüldüğü sleeve gastrektomi ameliyatıdır. Bu işlemle hem alınan gıda miktarı azalıyor hem de açlık ve tokluk mekanizmalarında değişiklik sağlanıyor. Gastrik bypass ameliyatında ise mide küçültülürken, gıdaların bağırsaktan geçiş yolu değiştirilir. Her yöntemin avantaj ve dezavantajları farklı olduğundan, hastanın yaşı, kilosu, VKİ, diyabet durumu, reflü hastalığı, yeme alışkanlıkları ve önceki ameliyatları dikkate alınarak en uygun yöntem belirleniyor.

Ameliyat öncesinde genel cerrah, endokrinoloji uzmanı, diyetisyen ve gerekirse psikiyatri ya da psikoloji uzmanlarından oluşan multidisipliner bir ekibin değerlendirmesi önem taşıyor. Kilo kaybı genellikle ameliyat sonrası ilk 6-12 ayda hızlı gerçekleşirken, kilo verme süreci 12-18 ay kadar devam edebiliyor. İlk yıl içinde fazla kilonun yüzde 50-80'inin verilmesi hedefleniyor. Ancak cerrahinin başarısı sadece kilo kaybıyla değil, eşlik eden hastalıklardaki düzelme, hareket kapasitesindeki artış ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılmasıyla da ölçülüyor.

Kaynak: RSS HABER