Özer, 2025 yılında sektörün makroekonomik dengelenme, para politikaları ve piyasa oynaklıklarıyla çok boyutlu bir dönüşüm yaşadığını ifade etti. Küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve iklim temelli hasar artışlarının risk fiyatlama ve sermaye stratejilerini etkilediğine dikkat çekti. Ayrıca, sektör performansının prim üretimi dışında teknik kârlılık, reasürans maliyetleri, hasar/prim oranı ve sermaye yeterliliği gibi parametrelerle değerlendirilmesinin önemine vurgu yaptı.
2026 yılının sektör için kritik bir eşik olduğunu belirten Özer, dezenflasyon sürecinin nominal büyümeden kaliteli büyümeye geçişi hızlandıracağını söyledi. Kısa vadede nominal prim artışlarının yavaşlayabileceğini ancak orta ve uzun vadede teknik fiyatlama disiplininin güçleneceğini ve sürdürülebilir kârlılığın artacağını öngördü. Raporda, şirketlerin başarı kriterlerinin prim üretiminin yanı sıra risk seçimi, fiyatlama doğruluğu, aktif-pasif yönetimi, reasürans dayanıklılığı, dijitalleşme ve emeklilikte reel getiri sürekliliği olarak şekilleneceği ifade edildi.
2025 verilerine göre toplam prim üretimi nominal olarak artarken, reel büyümenin enflasyon ve poliçe fiyat ayarlamaları nedeniyle sınırlı kaldığı belirtildi. Hayat dışı branşlarda zorunlu sigortalar ve sağlık sigortalarındaki talep artışı sektör büyümesini desteklerken, hayat sigortalarında bireysel tasarruf eğilimleri ve faiz oranları etkili oldu. Teknik performansta ise hasar frekansı, ortalama hasar maliyetleri ve enflasyonun hasar rezervlerine etkisi öne çıktı. Motorlu araç ve sağlık sigortalarında maliyet enflasyonu teknik kârlılık üzerinde baskı oluşturdu. Şirketler risk seçimini sıkılaştırırken, aktüeryal hassasiyet ve veri analitiği temelli underwriting uygulamalarını artırdı. Raporda, sektörün sürdürülebilir kârlılık için fiyatlama disiplini, sermaye yeterliliği, dijitalleşme yatırımları ve risk yönetimi uygulamalarının önemine dikkat çekildi.
Kaynak: RSS




