Türkiye’de otomobil artık yalnızca ulaşım aracı değil, pek çok vatandaş açısından erişilmesi son derece güç bir ihtiyaç hâline geldi. Sıfır araç fiyatları birkaç yıl içerisinde milyonlarla ifade edilen seviyelere yükselirken taşıt kredilerine ve ÖTV dilimlerine esas alınan rakamlar aynı hızla güncellenmedi.
Bugün otomotiv sektöründe yaşanan durgunluğun nedenini yalnızca faiz oranlarında veya araç fiyatlarında aramak eksik olur. Sorunun önemli bir bölümü, günümüz piyasa koşullarıyla bağını büyük ölçüde kaybetmiş kredi sınırlarından ve dar kalan ÖTV matrahlarından kaynaklanıyor.
İki milyon liralık sınır artık piyasanın gerisinde
Burada öncelikle önemli bir ayrımı doğru yapmak gerekiyor: Kamuoyunda “2 milyon liralık taşıt kredisi limiti” şeklinde ifade edilen rakam, doğrudan kullanılabilecek kredi miktarı değildir. İçten yanmalı otomobiller bakımından aracın nihai fatura değerine bağlı olarak kredi kullandırılmasına esas olan üst sınırdır.
Mevcut uygulamada nihai fatura değeri 2 milyon TL’yi aşan benzinli ve dizel otomobillere standart bireysel taşıt kredisi kullandırılması mümkün olmuyor. Üstelik 1 milyon 200 bin TL ile 2 milyon TL arasındaki bir araçta, araç değerinin yalnızca yüzde 20’si kadar kredi ve en fazla 12 ay vade uygulanabiliyor.
Bugün Türkiye’de satılan birçok sıfır otomobilin fiyatı 2 milyon TL sınırına ulaşmış ya da bu sınırı aşmış durumda. Dolayısıyla kâğıt üzerinde var olan taşıt kredisi, vatandaşın karşısına çoğu zaman kullanılamayan veya ihtiyacı karşılamayan bir finansman aracı olarak çıkıyor.
Türkiye’de üretilen belirli elektrikli araçlar için kredi sınırları 2025 yılında güncellendi. Bu araçlarda nihai fatura değerine göre 2,5 milyon TL’den başlayıp 7,5 milyon TL’ye kadar uzanan farklı kredi ve vade aralıkları uygulanıyor. Ancak benzinli, dizel ve birçok hibrit otomobil için eski sınırların devam etmesi piyasada ciddi bir dengesizlik oluşturuyor. BDDK’nın 6 Mart 2025 tarihli kararı
Yüzde 75’lik ÖTV diliminde araç bulmak zorlaştı
Kredi tarafında yaşanan sorunun benzeri ÖTV matrahlarında da görülüyor.
24 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeyle motor silindir hacmi 1.400 santimetreküpü geçmeyen otomobillerde vergisiz fiyatı 650 bin TL’ye kadar olan araçlar için yüzde 70, 650 bin TL ile 900 bin TL arasında kalanlar için yüzde 75 ÖTV oranı belirlendi.
Motor hacmi 1.400 ile 1.600 santimetreküp arasındaki otomobillerde ise yüzde 75 oranının uygulanabilmesi için vergisiz fiyatın 850 bin TL’yi aşmaması gerekiyor. Matrah bu sınırı geçtiğinde vergi oranı yüzde 80’e, yüzde 90’a ve bazı araçlarda yüzde 100’e kadar yükselebiliyor. 24 Temmuz 2025 tarihli ÖTV düzenlemesi
Üretim maliyetleri, döviz kuru, enerji, işçilik ve lojistik giderleri arttıkça araçların vergisiz fiyatları da yükseliyor. Ancak matrah sınırları aynı kaldığında modeller kısa sürede daha yüksek ÖTV dilimine geçiyor. Sonuç olarak yüzde 75’lik dilimde kalan otomobil sayısı her geçen gün azalıyor.
Matrahlar güncel fiyatlardan kopunca düşük vergi dilimi uygulamada varlığını korusa bile tüketici açısından anlamını kaybediyor.
Vergi arttığında yalnızca ÖTV yükselmiyor
Otomobil fiyatlandırmasında dikkat edilmesi gereken başka bir konu daha var: KDV, ÖTV eklendikten sonra oluşan tutar üzerinden hesaplanıyor.
Bu nedenle aracın daha yüksek bir ÖTV dilimine geçmesi, yalnızca ÖTV miktarını artırmıyor. Artan ÖTV üzerinden alınan KDV de otomobilin anahtar teslim fiyatını daha yukarı taşıyor. Matrahtaki küçük bir değişiklik, otomobilin satış fiyatında çok daha büyük bir fark oluşturabiliyor.
Örneğin vergisiz fiyatı 850 bin TL olan bir otomobile yüzde 75 ÖTV uygulandığında, KDV dâhil satış fiyatı yaklaşık 1 milyon 785 bin TL oluyor. Aynı aracın matrahı sınırı çok az aşarak yüzde 80’lik dilime geçerse satış fiyatı yaklaşık 1 milyon 836 bin TL’ye yükseliyor. Vergisiz fiyattaki küçük artış, vergi diliminin değişmesi nedeniyle tüketiciye çok daha büyük bir fark olarak yansıyor.
İşte bu yapı, otomobil üreticileri ve bayileri açısından da sağlıklı fiyatlandırmayı zorlaştırıyor.
Araç var, ihtiyaç var; fakat finansmana erişim yok
Türkiye’de otomobile olan ihtiyaç ortadan kalkmış değil. Aileler, esnaf, çalışanlar ve küçük işletmeler araçlarını yenilemek istiyor. Ancak vatandaşın birikimiyle araç fiyatı arasındaki fark giderek büyüyor.
İki milyon liranın üzerindeki bir aracı tamamen nakit almak toplumun geniş bir bölümü için mümkün değil. Banka kredisine erişim olmadığında vatandaş ya araç almaktan vazgeçiyor ya da yüksek maliyetli alternatif finansman yöntemlerine yöneliyor.
Bu durum yalnızca sıfır araç satışlarını etkilemiyor. Sıfır araç piyasası yavaşladığında ikinci el piyasasındaki araç değişim zinciri de kesintiye uğruyor. Galerici daha az araç satıyor, bayi stok taşıyor, otomotiv yan sanayisi yavaşlıyor; sigorta, kasko, bakım, servis ve yedek parça sektörleri de bu durgunluktan payını alıyor.
Otomotiv, tek başına değerlendirilebilecek bir sektör değildir. Onlarca farklı iş kolunu doğrudan veya dolaylı biçimde besleyen büyük bir ekonomik ekosistemdir.
Çözüm vergiyi tamamen kaldırmak değil, sistemi güncellemek
Burada savunulan şey ÖTV’nin tamamen kaldırılması veya vatandaşın kontrolsüz biçimde borçlandırılması değildir. İstenen, kredi ve vergi sisteminin gerçek piyasa şartlarıyla yeniden uyumlu hâle getirilmesidir.
Bunun için öncelikle içten yanmalı ve hibrit otomobillerde 2 milyon TL olan nihai fatura sınırı, güncel ortalama araç fiyatları dikkate alınarak yükseltilmelidir. Araç değerine göre uygulanan kredi oranları ve vadeler de vatandaşın ödeme gücünü koruyacak şekilde yeniden belirlenmelidir.
ÖTV matrahları ise yılda en az bir kez yeniden değerleme oranı, döviz kuru ve otomotiv maliyetlerindeki değişim dikkate alınarak otomatik biçimde güncellenmelidir. Böylece birkaç yıl önce belirlenen rakamların enflasyon karşısında işlevsiz kalması önlenebilir.
Yüzde 70 ve yüzde 75 gibi daha düşük vergi dilimleri yalnızca mevzuat tablolarında görünmemeli; piyasada satılan ulaşılabilir otomobillerin önemli bir bölümü gerçekten bu dilimlerden yararlanabilmelidir.
Piyasa hareketlenirse devlet de kazanır
ÖTV matrahlarının yükseltilmesinin kamu gelirlerini mutlaka azaltacağı düşüncesi de tek yönlü bir değerlendirmedir. Vergi oranı yüksek olsa bile satış gerçekleşmiyorsa devlet gelir elde edemez. Buna karşılık daha dengeli vergi oranları ve ulaşılabilir finansman sayesinde satış hacmi yükselirse toplam vergi geliri de artabilir.
Satılan her otomobil yalnızca ÖTV ve KDV anlamına gelmiyor. Trafik sigortası, kasko, MTV, bakım, servis, akaryakıt, ekspertiz, noter işlemleri ve istihdam üzerinden ekonomiye sürekli katkı sağlıyor.
Dolayısıyla otomotiv piyasasını canlandıracak bir düzenleme yalnızca araç almak isteyen vatandaşa değil; bayiden üreticiye, galericiden servis çalışanına ve sonuçta kamu maliyesine kadar herkese fayda sağlayacaktır.
Artık rakamların değil, sistemin güncellenme zamanı
Otomobil fiyatları milyonlarla ifade edilirken 2 milyon TL’lik sınırın hâlâ piyasanın merkezinde tutulması gerçekçi değildir. Aynı şekilde yüzde 75’lik ÖTV diliminde neredeyse araç kalmamışsa o matrahın uygulamadaki karşılığını yeniden sorgulamak gerekir.
Taşıt kredisi sınırları yükseltilmeli, kredi oranları makul seviyelere getirilmeli ve ÖTV matrahları günümüz otomobil fiyatlarına göre yeniden düzenlenmelidir.
Bu adımlar atıldığında vatandaşın araca erişimi kolaylaşacak, sıfır ve ikinci el otomobil piyasası birlikte hareketlenecek, otomotiv sektörünün çevresindeki çok sayıda iş kolu yeniden ivme kazanacaktır.
Otomotiv piyasasının ihtiyacı geçici kampanyalardan çok, gerçek fiyatları esas alan kalıcı ve öngörülebilir bir sistemdir.