Ne oluyor da ilişkilerimiz çukmaza giriyor?
Neyi bulup neyi kaybediyoruz?
Ne arıyoruz?
Niye ilişki özğrlü olduk?
Yine tonlarca soru…
Yanlışla başlayalım.Evet bir uzman tarif etmiş yanlış ve doğru ilişkinin çok güzel fanımını yapmış.
Galibe bir seyri var bu işin:doğru ve yanlış ilişkinin:
Yanlış olan:
Önce birbirimizi hafifçe yorarız, sonra fark etmeden birbirimizi şekillendirmeye çalışırız. Bir süre sonra sevdiğimiz insanı olduğu gibi görmekten uzaklaşıp, olmasını istediğimiz kişiye dönüştürme çabası başlar. Bu çaba uzadıkça baskı artar, kırgınlıklar birikir ve ilişki bir paylaşım alanı olmaktan çıkıp bir mücadele alanına dönüşür.
Bu noktada sorun yalnızca “kadın” ya da “erkek” olmakla ilgili değildir; insan olmanın içindeki bir eğilimdir. Hepimiz zaman zaman karşı tarafı düzeltmek, kendi doğrumuzu kabul ettirmek ya da farklılıkları tehdit gibi görmek eğiliminde olabiliriz.
Oysa ilişki, dönüştürmekten çok anlamakla ilgili olmalıdır.
Doğru ilişki ise karşımızdaki kişinin bizim bir uzantımız olmadığını kabul etmekle başlar. Onun da kendi duyguları, kendi düşünceleri, kendi korkuları, kendi hayalleri ve kendi kırılganlıkları vardır. Sağlıklı ilişki, bu farklılıkları yok etmeye çalışmaz; onlarla birlikte yaşamayı öğrenir.
Bu yüzden doğru ilişkilerde çatışma da vardır, anlaşmazlık da vardır, hatta bazen uzlaşamamak da vardır. Ama bunların hiçbiri ilişkiyi bozmaz. Çünkü önemli olan aynı şeyi düşünmek değil, farklı düşünüldüğünde bile birbirine nasıl davranıldığıdır. Saygı ve nezaket kaybolmadığı sürece, en zor anlar bile ilişkiyi yıkmak yerine olgunlaştırabilir.
İlişkilerde zamanla en belirleyici şeylerden biri kaygıdır. Doğru ilişki, insanın sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissetmediği, sevilip sevilmediğini her gün yeniden sorgulamadığı bir alan yaratır. Güven, görünmeyen ama ilişkiyi ayakta tutan en güçlü bağdır.
Sadakat de sadece aldatmamak değildir; dürüst kalabilmektir. İnsan hayat içinde etkilenebilir, duyguları karışabilir, yönü değişebilir. Ama önemli olan bunları saklamak değil, ilişki içinde açık ve dürüst olabilmektir. Güven, kusursuzlukla değil açıklıkla büyür.
Belki de ilişkilerin en zor ama en olgun tarafı şudur: Bir tarafın kendini tamamen haklı, diğer tarafın tamamen mağdur olduğu noktada bile, her iki tarafın da kendi payını görebilmesi… Çünkü ilişkiler çoğu zaman tek taraflı değildir; inciten de incinen de aynı hikâyenin içindedir.
Ve bazen en önemli farkındalık şuradan gelir: Her ilişki sürdürülecek diye bir zorunluluk yoktur. Bazı ilişkilerde uzlaşılır, bazı ilişkilerde ise uzlaşılamadığı fark edilir. İşte bu noktada ilişkiyi bitirmek bile bir başarısızlık değil; bazen iki insanın birbirine iyi gelmediğini olgunlukla kabul edebilmektir.
Sanırım doğru ilişki kusursuz insanların ilişkisi değildir.
Birbirini değiştirmeye çalışmadan anlayabilen, baskı kurmadan var olabilen, farklılıkların içinde bile saygıyı, nezaketi, dürüstlüğü ve şefkati koruyabilen iki insanın kurduğu bağdır.
İyi ve doğru ilişkilerde kalabilmek, ya da bazen sadece doğru ilişkileri bulabilmek dileğiyle…