Çocuğumuz ne kadar özgür olmalı?
Ne kadar kurala uymalı, ne kadar itiraz etmeli?
Ne kadar Türk kültürüyle büyümeli, ne kadar dünyanın kültürlerine açılmalı?
Ne kadar dindar, ne kadar seküler, ne kadar geleneksel, ne kadar modern olmalı?
Dürüstlüğü, vicdanı, merhameti kimden ve nasıl öğrenmeli?
Kendi gibi olmasına ne kadar izin vermeli, topluma uyum sağlamasını ne kadar istemeliyiz?
Ve en önemlisi… Hayat zorlaştığında ne kadar dayanıklı olmalı?
Galiba bugün çocuk yetiştirmenin en zor tarafı tam da burada başlıyor.
Çünkü artık yalnızca kendi çocukluğumuza bakarak bir yol çizemiyoruz. Dünyanın her yerinden hayatlar gözümüzün önünde. Çin’in disiplinini, Batı’nın özgürlük anlayışını, farklı toplumların eğitim modellerini görüyoruz. Bir yandan da kendi kültürümüzün bize bıraktığı aileyi, dayanışmayı, saygıyı ve sorumluluğu korumaya çalışıyoruz.
Fakat hiçbir kültürün bütün cevapları yok.
Bir yerde özgürlüğün fazlası aileyi zayıflatıyor, başka bir yerde disiplin çocuğun nefes almasını zorlaştırabiliyor. Bir yerde bireysellik güçlenirken aidiyet duygusu azalıyor; başka bir yerde gelenekler korunurken çocuğun kendi sesini bulması zorlaşabiliyor.
Biz ise bütün bunların ortasında kendi çocuklarımızı yetiştiriyoruz.
Evde başka, okulda başka, sokakta başka, ekranın karşısında bambaşka bir dünya var.
Belki de bugün asıl sorgulamamız gereken şey, çocuklarımızı hangi kültüre göre yetiştireceğimiz değil…
Nasıl bir insan yetiştireceğimizdir.
Ama belki de bunun tek bir doğru cevabı yok. Cevabı her aile kendi içinde bulmalı. Çünkü bu konuda tek bir hüküm vermek, sayısız dinamiği görmezden gelmek olabilir. Her çocuk özeldir, her aile özeldir, her toplumun kendi gerçekliği vardır.